5 Mayıs 2016 Perşembe

Fuji Dağı Eteklerinde "Drone" ların Dansı

Geleneksel Japon müziği, Fuji Dağı'nın efsanevi manzarası ve drone lerin muazzam dansı. Görsel şölen...

Vimeo bağlantısı: https://vimeo.com/163266757

Dipnot: HD 1080p izlenmeli.


Sigara

Cuma gecesi yatarken sigarayı bırakmak gibi bir karar aldım. An itibariyle beşinci günü de devirmiş bulunmaktayım. Bu beş gün içerisinde 2 defa fire verdim. Sayısal olarak firelere bakınca oldukça fazla geldiğini kabul etmeliyim. Fakat işin içine girince gerçekten de bu zararlı alışkanlığın bırakılmasının zor olduğunu da itiraf etmeliyim. 

İnat ediyorum şu an. Sigara ikram edildiğinde geri çeviriyorum. Gün içerisinde mümkün oldukça farklı şeylere odaklanmaya çalışıyorum. Fakat geceleri bu o kadar kolay olmuyor. Bu fireleri de gün içerisinde değil de geceleri vermem de zaten boşuna değil. 

Bu kararı almamdaki en büyük etken kötü kokunun artık can sıkmış hale gelmesiydi. Ekonomik olarak zaten çoktan beri sarsmış ve tütüne yönelmiştim. Tütünün de içim kalitesi ve kokusu ekstra kötü olduğu için "bırakmalıyım." düşüncesi daha keskinleşmişti. 

Sigara, bırakılması kolay olmayan belki de bazıları için mümkün bile olmayan lanet bir şey. İnşallah bu sıkıntıyı da atlatacağım ve ara ara burayı güncelleyeceğim. Yaşadığım zorlukları yazacağım ki bir defa daha aynı fireleri vermeyeyim. 

25 Mayıs 2014 Pazar

BiziBuHavalarMahvetti

              Ben her hava değişiminde seni düşünürüm. Bazen ansızın bir yağmur yağar ve hiç yürüyemediğimiz o yollarda yürüdüğümüzü düşünürüm. Kar yağarken mesela lapa lapa üzerime, hiç düşünmesem yine seni düşünürüm. Kırmızı bir montla kırmızı bir şapkanın içinde, kar tatili verilmiş çocukların sevincinde. Güneş doğası gereği yakarken yaz günleri, beni neden terketmediğinin yangını sarar her yerimi. İş yapıyorsam bırakıp oturur bir sigara yakar ve yine seni düşünürüm. 
             Ve "Bazen birdenbire aklıma geliyorsun öyle olsun istemiyorum kasıtlı düşünmek istiyorum seni" 

2 Nisan 2014 Çarşamba

          Çok değişkenli, çok bilinmeyenli denklemlerin, çok çaresiz misafiriyim af buyurun... Misafirim tıpkı sizin gibi, af buyurmasanız da belki tahammül edersiniz. Sahi "tahammülsüzlere tahammül etmedikçe barış çok uzak bize" demişti evvel vakitlerde bir televizyon programında konuk bilmem ne! İşte barışımız için tahammül edin bana yani benim fikirlerime! Olamıyorsam sizler gibi inanın bu benim suçum. Vallahi de billahi de. Sizi miligram yargılıyorsam şu metni bitirmek nasip olmasın! Hayır metnin gidişatı çok agresif değil aksine çok çaresiz... Çok çaresizim, çok çaresiz bir misafirim denklemlerinize... Affedin ne olur! Çok kalıba girmeye çalıştım, çok kalıbı zorladım ama uymadı, hangi gömleği giydiysem beni açmadı gömlekleriniz. Fazla fazla istedim, bazen bir müddet giydim de fakat dediğim gibi hep yamak gibi durdu. Çıkarmaya korktum dönem dönem: "dönek! korktu kaçtı!" denecek diye. Vallahi de korkmadım. Sadece gömlekleriniz bana uymadı. Başta da dedim ya affedin. Gömlekleriniz çok "ciks" fakat ben de bir o kadar yakışıksızım işte. Hem "çıplaklığın neresi kötü!" bunu gömleklerden biri söyledi katılıyorum ama o da kaşıntı yaptı biraz bende. Her ne kadar böyle olsa da bu sözü kulağıma küpe olacak...
     
         Öyle yaa işte böyle...    

8 Mart 2014 Cumartesi

Sevgilim

    Sevgimiz de bize yetecek kadar var sevgilim. İhtiyaç fazlasında veya belirli gün ve haftalarda sevmeye uğrarız kim bilir,belki... 

16 Şubat 2014 Pazar

BaudelarieVsBabannem

Baudelarie: Nerede değilsem, orada iyi olacakmışım gibi geliyor!

Babannem: İnsanoğluna iyilik yaramıyor! Sıcağa sıcak diyor, soğuğa soğuk!

19 Ocak 2014 Pazar

SenSöyleEyİstanbul

"...Yaşı kaç olursa olsun, 17 veya 27, katil kim olursa olsun, bir zamanlar bebek olduklarını biliyorum. Bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılamaz kardeşlerim..."







Ağabeyimsin Hrant...

14 Ocak 2014 Salı

KavramlarımınHayatı

Hayatımdaki kavramların hayatını anlatmak için bu yeni post:

-Çok küçük yaşlarda, ailemin radikal İslamcı olduğu, benim de hatırlamadığım zamanlarda "mücahit olacağım!" dermişim...

-Sonra ben büyüyüp okul çağlarına geldiğimde çoğu erkek çocuğu gibi "futbolcu" olmaya karar verdim. Sırasıyla Demirspor Kulübü alt yapısı, TEDAŞ Spor Kulübü alt yapısının antrenmanlarında, yedek bir oyuncuydum. Maçları hep tribünde, kadro dışında takip ettim. Ama TEDAŞ Spor Kulübü'yle il ikinciliği elde ettiğimizde kupa benim de ellerimin arasındaydı.

-Futbolcu olamayacağımı anladığımda geç olmamıştı. En yakınımdaki eğlence aracım bilgisayardı ve bunun mühendisi olabilirdim. Evet artık "bilgisayar mühendisi" olamak istiyordum.

-Bu dönemden liseye kadar ki zaman diliminde hangi kavramlar hayatıma girdi hatırlayamıyorum. O yüzden bu dönemler "kısır dönem" olarak tarihimde yer almıştır.

-"Vali" dizisini izlerken Recep Yazıcıoğlu'na ve Erdal Beşikçioğlu'nun oyunculuğuna hayran oldum. Tiyatrocu olamayacağımı düşündüğümden herhalde ilk aklıma "kaymakam mı olsam?" düşüncesi geldi. Araştırdım ilk kez. Sayısaldan eşit ağırlığa geçme ayırdındaydım fakat "dayı"m olmadığı için "benden vali neyim olmaz!" diyerek vazgeçme durumunda kaldım.

-Yine lisede bir çok gencimiz gibi "Vatan! Millet! Sakarya!" duygularım kabardı. Dayımın da ülkücü olması sebebiyle bir tadına bakma isteği doğdu. Fakat ay bile sürmeyen bu siyasi düşüncem çok çabuk yıkıldı. Bari o zaman biraz da "sol"u araştırayım diyerek "Dar Ağacında Üç Fidan"ı okumaya başladım.

-Anti-Kapitalist Müslümanlarla tanışarak yine radikaldim fakat biraz daha "sol"a yatkınlığım artmıştı. Doğru orantıyla gariptir ki marka merakımda...

-Ulan trilyon meslekten meslek bulamıyordum. En iyisi babamın da baskısıyla KPSS'ye gireyim dedim. Az daha "gardiyan" oluyordum. Başvuru yapmadım. Memnunum. Arada "ulan şimdi çalışıyor olsaydım daha rahat olurdum!" diye düşünsem de yine de memnunum.

-Bu arada "sol" düşünce hayatıma iyice yerleşmişti. Deniz Gezmiş, Che gibi önemli semboller hayatımı aydınlatıyordu. Anarşik hareketlerim önce aileme, sonra okuluma, sonra da Facebook hesabıma yansımıştı.

-Tüm bunlar olurken aynı zamanda girmem gereken bir sınav vardı ve o sınav gelip çatmıştı. Türkiye'de 168 bininci olarak önemli bir başarı elde etmiştim kendimce ama sınav sistemi daha başarılı olmamı istiyordu. Daha da özel sebeplerden dolayı tercihlerimi son gün sildim ve haberi olmadığını söyleyen babamla uzun bir dönem küs kaldık. Ama ben yemekte söylemiştim, şahitlerim var.

- "Hafta içi" diye bir kavramla tanıştım. Çok güzel bir dönemdi. Hafta içi dört gün dersane üç gün yatış. Bir arkadaşın vasıtasıyla dershane arkadaşım  Sercanla "radyoculuğa" başladık. Her çarşamba yapmayı planladığımız program hava muhalefeti nedeniyle iki haftada bire düştü. Zaten sadece eş- dost dinleyince bir bok da olmadı. Patronun oğlu olan arkadaşım resti çekmeden biz çektik. Ama biraz daha kalsaydık olacak gibiydi...

-YGS sınavında çıkan kopya skandalıyla Türkiye sarsılıyor, biz öğrenciler fenalık geçiriyorduk. Ülkenin her tarafında eylemler vardı ve Sivas'ta da olacaktı. İlk eylemim başarılı geçmişti. Sloganlar hükümet aleyhineydi ve objektiflere "sınav kamburunu taşımayacağız!" döviziyle yakalanmıştım.
NOT: Eylemde çok kısa süre önce ayrıldığım, deli divane gibi peşinden koştuğum eski sevgilimle yan yana slogan atarken buldum bir an kendimi. Dönüp de bir merhabayı esirgediğimiz için ona da bana da kızgınım. Ayrıca gururumu da sikeyim. Ve yine ayrıca keşke tam orada yaşasaydı halkların sevgililiği!

-Tercih dönemi gelip çatmıştı. Şimdi 50bin kişi daha geçerek daha başarılı olduğumu ispat etmiştim. Çok önemli bir ayrımdı benim için, bundan sonra dönüş olmayabilirdi. Babam maddi durumlardan ötürü "Sivas'ta oku." dedi. Ben söz dinlemedim.En son hem onun istediği hem benim istediğim olmuştu. Demiryolcu olan babamın ve benim isteğimle Karabük Raylı Sistemler Mühendisliği'ni kazanmıştım... Nihayet kapağı atmıştık. Hem de garanti bir meslek gözüyle bakılıyordu.

- İlk sene özel bir yurda kaydoldum. Daha özgür gibi hissediyordum kendimi (aslında öyle değildi.) Bununla birlikte Tanrı'yı sorgulamaya başlamıştım. Bazen de tiye almaya...

-Ortalama kasma umuduyla başladığım bölümümde, ilk dönemi iki kırıkla yaralı atlatmıştım.

-Tiyatro Kulübü'nün Senaryo Yazma Eğitimleri'ne katıldım ve edebiyata olan ilgim daha da arttı. Küçük şehrin dezavantajlarını daha az hissetmeye başlamıştım.

-Tiyatro Kulübü'ne katılmamla sahneye çıkmam bir olmuştu. Ufak bir rolle sahne tozunun tadını almıştım ve hayatımın en muazzam keyiflerinden biriydi.

-Gezi Parkı Devrimi gerçekleşti.Ben artık hem Tanrı sorgulayan hem solcu hem de anarşisttim. "Devrim çok eğlenceliydi" fakat beş canımız eksilerek bitmişti. Önemli bir dönüm noktasıydı, ülkemiz için...

-Ulan her şeyi sorguluyorum "solculuk"u niye sorgulamıyorum diyerek solculuğu bıraktım. Bu kadar kısa sürmedi fakat kısaca böyleydi. Hepsi aynı bok diyerek "nihilistlik"in arefesindeydim.

-Dersler bok gibi giderken tiyatro mu mühendislik mi ayrıdına düştüm. Ya tamam ya devamdı benim için. En son mühendis olmamın hem benim için hem ailem için daha iyi olacağına kanaat ederek yönümü mühendisliğe çevirdim. Bu karar bugünün kararıdır. Tiyatroyu askıya aldım belki okuldan sonra devam ederim diyerek...

İşte hikayem böyle... Bir "Life of Pi" değil ama ekmek çıkabilir bundan da...

NOT: Arada atladığım simitçilik, LCW'de stajyer satış danışmanlığı, broşür dağıtıcılığı gibi kısa süreli işleri yazmaya gerek görmedim. Günü kurtarmalık güzel işlerdi...

15 Kasım 2013 Cuma

VizelerIzGaming

Sayın 'vektörler' şu söyleyeceklerimi lütfen unutmayın! Sizler "fizik" dersinin ilk ünitesinde "çocuklar okula ısınsın" maksadıyla müfredata alınan konulardıniz. Hayır baya zaman geçmiş olmalı ki hiç de bıraktığımız gibi kalmamışsınız. Hangi dersin kitabını açsam siz karşımdasınız! Evet zamanında ezilmiştiniz o dönemin 'fizik' iktidarları tarafından, fakat sizin iktidarlığınız da geçmiş 'fizik' iktidarları gibileşmiştir. Size son sòzüm şudur: Simit sat onurlu yaşa vektörler!

29 Eylül 2013 Pazar

Dua

''Tanrım seninle biraz konuşmak istiyorum.

Yalnız Türkçe konuşabilir miyiz? Üzgünüm, ben Arapça bilmiyorum da. Kürşat dayım senin yalnızca Arapça bildiğini düşünüyor. Ama sen bizim Tanrımızsın ve bütün dilleri bilirsin. Tanrım, ben babamı yanına alışın konusunda konuşmak istiyorum. Kızmazsın umarım. Çünkü senin bu çeşit konuşmalardan hoşlanmadığını söylüyorlar. Ama bu işte biraz aceleci davranmadın mı? Babam biraz daha bizimle kalabilirdi bence. Ama onu yanına aldığına göre, bir bildiğin vardır mutlaka. Tanrı’nın neyi niçin yaptığına aklımız ermezmiş bizim, öyle diyorlar. Senin adına konuşan ne çok insan var Tanrım, hiç dikkatini çekti mi? Yani çekmiştir mutlaka da.. Tanrım ona iyi bak olur mu? Biliyorsun o ticaretten anlamaz. Kendisi mutlaka aksini iddia edecektir ama sen yine de onu ticari bi işte kullanma. İyi bir memurdur aslında. Masa başı bir iş verirsen mutlaka başarılı olacaktır. Özür dilerim Tanrım, işine karışıyor gibi oluyorum ama. Tanrım, o çok iyi bir insandı. Ve herhalde onu cennetine alacaksındır. Bu da benim onu bir daha göremeyeceğim anlamına geliyor. Çünkü ben deliyim ve cennete giremem herhalde. Çok uzattım biliyorum çok uzattım ama hemen bitiriyorum. Son olarak, kendimle ilgili bir şey sormak istiyorum. Belki kızacaksın ama sormak zorundayım.

Tanrım, ben şimdi ne yapacağım?''


"Sen Hiç Ateş Böceği Gördün Mü?" den



14 Mart 2013 Perşembe

Konuşkan

Önce Tanrı yarattı insanı,
Ardından insan da Tanrıyı.
Tanrı,Tanrı olabilmek için mi 
Yarattı insanı?
Tanrı var olmak için yaratmış 
Olmalı insanı.


   Son zamanlarda kafamı kurcalamakta Tarık Tufan'ın da dediği gibi  "...Tanrı bizimle de konuşur belki..."

4 Mart 2013 Pazartesi

SenaryoYazmaEğitimleri1


    Zamansız elektriklerin gidişiyle sinirlenmişti.Tam da metni oluşturmak için fikrinin geldiği anda.Bir küfür çıktı ağzından hızlıca ve kabaca.Bir an sonra bir mum,küçük bir aydınlık yaratabilecek birşeyler aramaya koyuldu.Sağa sola çarparak bakındı fakat sonuç olumsuzdu.Çaresiz olarak geri salona döndü ve kanepeye yayıldı.Sehpanın üzerindeki sigara paketine en az hareket gerektirecek şekilde uzandı.Biraz zorlansa da artık paket elindeydi.Sarma sigarasından bir dal çekti ve KAV marka kibritle tutuşturdu.Karanlıkta sigara içmenin tadını hissetti,yapacaklarını unutarak.Her nefes çekişinde tamamen soyutlanıyordu kanepeden ve anılarına dalıyordu.Annesi geldi ilk anılarına misafir.Ayrılmadan önceki gece canlandı gözlerinde.Evden ilk kez ayrılıyordu.Bunun acısını ikisi de yaşıyorlardı.Hafif sesle çalmakta olan radyoya yöneldi dikkatleri birden.Çalan müzik Onur Akın'ın "Gaybana Geceler" türküsü idi.Annesinden sesi açmasını rica etti.Türkü 
bitene kadar ikisi de birşey söyleyemediler,ikisi de gözleri dolmuş bir şekilde gökyüzünün uçsuz bucaksız karanlığına bakıyorlardı.

    Sigaranın külünün eline düşmesiyle uyandı bu anıdan.Son bir kez daha çekerek sigarasından küllükte söndürdü.Dışarı çıkmaya karar verdi,belki biraz temiz hava kendine getirmesi umuduyla.Dış kapının önündeyken sağa sola bakındı fakat karanlıktan ötürü birşey göremedi.Kararı ayakları vermişti.Daha fazla düşünmeyerek ayaklarına uydu ve yürümeyi sürdürdü.Kısa bir seyr-ü seferden sonra ışıldaklarla aydınlatılmış bir çay ocağının büyüsüne kapılarak daldı içeri.Selamını verdi ve bir çay isteyerek boş bir iskemleye çöktü.Çayını yudumlarken yazacağı metni düşündü.Bu kez demini,ölçüsünü tutturmak istiyordu.Genellikle belirli bir metin bütünlüğü oluşturamadığından şikayetçiydi yeni patronu.O buna inanmıyordu.Nev-i şahsına münazır bir yazardı o kendince.Bu kelimeyi seviyordu.Çok hoş bir tınısı bir özgünlüğü vardı.Tekrar söyledi:"Nev-i şahsına münazır".Gülümserken yakaladı çay ocağının sahibi "Birşey mi istediniz abi?"deyince silkindi ve "Yoo" diyebildi sadece.Ücreti ödeyip tekrar ayaklarnın hakimiyetine bıraktı bedenini.Ayakların hakimiyetinin bitmesi gerektiğine karar veren beyni,yorulduğunu ve artık yuvaya dönmesi gerektiğinin uyarılarını veriyordu.Seyr-ü seferi bugünlük bu kadardı,artık evin yoluna düşmüştü.

     Eve geldiğinde elektrikler gelmişti.Yaktı ışığı bir kahve koydu bardağına ve yazmak için düşünmeye başladı.Her denemesinde biraz daha kötü olduğunu düşünerek bir çöp kutusu doldurduğu kağıtları görünce hepten hevesi kaçtı.Bu kez küfrü kendine etti.Hayatındaki bölük pörçüklüğe,düzensizliğine.Kalktı masadan,bilgisayarına yöneldi.Çift tıklayarak mouseye o çok sevdiği türküyü yürüttü ve eşlik etti:

"...Geceler öyle bir gay bana 
  Geceler öyle bir kötü dinli gavur, 
  Gavur ki sorma..."        

26 Aralık 2012 Çarşamba

Dua

   Ne ummuştu bizden Tanrı?Ne bekliyordu da yaratmıştı bizi ?Düşünemeyen her hali kısıtlı melekler bile itiraz etmişlerdi 'bu kan dökücü,bozguncu varlıkları yaratma' diye.Şeytan ise tamamen zıtlaşmıştı insana.Haklıymış da.Ama 'benim sizin bilmediğiniz bir bildiğim var' demişti Tanrı.
   Tanrım insanlar acı çekiyor,acı çekiyoruz.Tanrım lütfen...

ÇetrefilDuygular

    Zamansız ölümlerim var,çelimsiz ve takatsiz,ceplerimde.Her hissimi her birinde kaybettim.Can çekişmelerimi izledim kapalı bir fanusun içinde.Ufuk çizgisi hep aynıydı fanusun merkezinden ve bir o kadar uzaktı ellerime.Doktor intihar derdi görse,ellerime.Polis ilgilenmezdi ufuk çizgisiyle ve can çekişmelerimle.Huzur o kadar uzaktı ki fanusun merkezine ve ellerime...

8 Haziran 2012 Cuma

BirÖlüyeAşıkOldum...

   Bir kitap,bir film ismi değil bu..Hayır olamaz da zaten benim için.Bir rüya bu,bir rüyaya ağıt da diyebilirim kendim için.Kollarımdan uçup giden bir "can".Evet bir rüyaya aşık oldum.Uyanmak istemediğim bir rüyadan uyandım.Uyandım ve rüyanın sonunu bile yazdım kendimce.Fakat yok bende kalmaya devam edecek ve arayacağım...

7 Haziran 2012 Perşembe

OkeyileSatrançArasındakiFarklar

      Şans eseri uzun bir aradan sonra karşılaştığım,yıllar öncesinde birkaç kitabını okuduğum bir yazar Bülent Akyürek.Çok farklı ve keskin bir yazar kendileri.Bazı fikirlerine katılıp "aaa gerçekten iyi düşünmüş.." derken bazı fikirlerine ise "ee yuh artık.."diyebiliyorsunuz.Fakat bu eskilerin ateisti yenilerin radikal islamcısı abiyi bir okuyalım bakalım.Herkesin alabileceği şeyler vardır.Bu yazısı da benim hoşuma giden bir yazı olmuş ve paylaşayım istedim.


 
 
Her iki oyunun da faydasız ilime girdiği için sevabının olmadığını söyleyerek başlamak istiyorum yazıma.
Okey, zihinsel engelli çocukları eğitirken kullanılan bir oyundu aslında. Yani, sayıları tanıtır, bir sayının arkasından ne gelebileceğini, renkleri öğretir. Ülkemizde niçin bu kadar sevildiğini anlayabilmiş değilim.
Her taşı küfürle çekip, kahır ve sitemle atmak, tahta ıstakadan marangozhane sesi çıkarmak adettendir.
Oyunu kaybeden tarafın “Ne yapayım taş gelmedi, şanssızdım” deme hakkı hep vardır. Yani, okeyde kimsenin zekâsından dolayı yenildiğini söyleyemezsiniz. Siz sadece şanslı olduğunuzu iddia edebilirsiniz. Bu yüzden “Nasıl koyduk değil mi?” sözlerinize kimse gücenmez.
Oysa satranç, bir zekâ ve akıl oyunudur. Birini yenince dalga geçemezsiniz. Çünkü dalga geçerseniz karşıdaki adamın zekâsına hakaret etmiş oluyorsunuz.
Peki, hangisi daha günahtır?
Bence satranç!
Nedenlerini şöyle sıralayabiliriz: Yine boş vakit geçirecek, aklınıza güvenecek, şansa kadere inanmayacak ve sürekli strateji yapacak, rakibinize tuzaklar kurup pusuda bekleyeceksiniz. Tuzak ve pusu bize yakışmaz. Okeye başlarken bencil değilsinizdir, aklınıza güvenmezsiniz, taş gelirse yenersiniz, kadere inandığınız, kendi aklınıza güvenip bencil davranmadığınız baştan bellidir değil mi?
Satranç oynarken kralcısınızdır! Tüm vaktinizi şahı korumaya ayırır, şah için piyonları gözden çıkarırsınız, hep gücün yanında durursunuz.
Zarla oynanan bir satranç icat etseydik, o zaman ben görürdüm şahın halini…
Bir taşla oynarken taa Fransız İhtilali’nden alıp kıyamete kadar olan zaman diliminde başınıza gelecek olanları düşünmek uzun emele girer. Satrançta kadere ve kazaya rol vermezsiniz!
“Amerika, bir adım atarken 150 yıllık hesap yapar, uzun vadeli düşünür abi” sözlerini hatırlayınız. Ne kadar iğrenç, içten pazarlıklı ve kibir kokuyor! Biz SÜLEYMAN DEMİREL kuşağıyız kardeşim, anı yaşa, günü kurtar, sabah ola hayr ola… Allah’a şükür stratejimiz yoktur. Kafayı ilk gömen kazanır felsefesinden geliyoruz…
Kazanırsak şanslıyızdır, kaybedersek taş gelmedi! Aklımızı niçin kullanalım, onu niye riske edelim ki? Ayrıca aklı hiç kullanmamak da bir akıl değilmi ki zaten? Akıl sağlığı aklı kullanmamaktan geçer. Şahı koruyacağız deyyu deli mi olalım?
Okey mi?
Okey.
Şahı koruyup vezir mi olacaksın sanki?
Öyleyse, sat gitsin şahın ebesini…
 
 
 
Bu da bağlantısı:
http://www.bulentakyurek.org/makaleleri/614-okey-ile-satranc-arasindaki-farklar

12 Mayıs 2012 Cumartesi

DevDerbi-YaşamMücadelesi...

   Saatim 01.27...Cumartesi günü yani bugün sabahın çok erken saatlerinden itibaren insanların dilinde ne siyaset ne eğlence ne de bir başka şey olacak.Sadece ve sadece Fenerbahçe-Galatasaray mücadelesi konuşulacak,deyim yerindeyse yaşanacak.Bir taraf sarı-lacivertken bir taraf sarı-kırmızı olacak....
  
    Ben hayatım boyunca bana sorulan o saçma sapan olduğunu düşündüğüm sorulara (büyüyünce ne olacaksın,hangi bölümü düşünüyorsun falan hikayeydi) en net cevap verebildiğim soruydu:"Hangi takımlısın?".
  
   Hiç düşünmeden,saniye bile kaçırmadan cevaplama yarışında hissederdim ve gurur duyardım "GALATASARAY" derken.Ona öyle değer verirdim ki "GASSARAY" demezdim.O büyük "GALATASARAY"dı benim için.Büyük tutkuydu ki "bize her sevdadan geriye kalan sadece GALATASARAY"diye şarkılar söylerken bir kez daha aşık olurdum.
   
   Bugün yine bi coşku seline kapılıp hop oturup hop kalkacağız.Belki çok üzülüp belki çok sevineceğiz.Kim bilebilir?Yalnız aklımda artık, bambaşka çözümü olmayan sorular ve cevapları var.Cevabı var fakat cevaplar çözüm olmayacak bunlar için.İşte onlar:
  
    Tarihler 16 Mart 2012'i gösterdiğinde bir blogda rastgeldiğim bir evladın duygularıydı bunlar.Galatasaraylı olan babasının çok hasta olduğunu ve onun belki de son kez sevinmesi için bu maçı alması gerektiğini söylüyorduGalatasaray'a ,bu ağabeyimiz-kardeşimiz her neyse. Okurken tüylerim diken diken olmuştu.Hiç tanımam bilmem ama çok duygulanmış,gözlerimden yaşlar süzülmüştü.O günden beri hala her maçta aklıma gelir "Acaba yaşıyor mu?Acaba bu son derbileri gördü mü?Bak takımımız şampiyonluğa oynuyor..."
  
   Sonra düşünüyor insan.Malesef ki düşünüyor.Malesef mi yoksa iyi ki mi karar veremiyorum.Bu size kalsın.Aynı duyguları bir de Fenerbahçeli evladın yaşadığını gayet iyi biliyoruz.Aynı istekleri takımlarından istediklerini de çok iyi biliyoruz.Ve böyle olduğunu düşününce hiç mi hiç ŞAMPİYON OLASIM GELMİYOR BE "GALATASARAY".

   Evet bugün onlarca kişi kalp krizi geçirecek.Belki bazıları hayatlarını kaybedecek gencecik yaşında.

   Evet bugün yüzlerce kişi birbirini taşlı sopalı kovalayacak,birbirini bıçaklayacak.Kana bulayacaklar seni GALATASARAY'ım.Ve seni böyle sevdiklerini haykıracaklar gururla ardından.Ben seni böyle sevmedim ki be GALATASARAY'ım.Ben senin o ağır başlılığını,o kültürel elitliğini,liseden beri süre gelen o asaletini sevdim...

   İşte böyle şanlı GALATASARAY...Bugün umarım kötü şeyler duymam.Umrumda değil şampiyonluk yeter ki kimsenin burnu kanamasın.Mümkün mü,eyy Fenerbahçe?Mümkün mü eyy Galatasaray?

   LÜTFEN!











3 Mayıs 2012 Perşembe

1Mayıs(İtiraf)

    Tüketiyorum...Günlerce aç bırakılmış domuzlar gibi saldırıyorum herbir şeye.
    Tüketiyorum...Ömrümün kalan kısmını hızlıca ve içtiğim sigarayla süreci daha da hızlandırarak.
    Tüketiyorum...Genç,dinamik,atik bedenimi.
    Tüketiyorum...Bilgisayar başında elektriği ve suyu.
    Tüketiyorum...Kitapları,filmleri ve başka hayatları.
    Tüketiyorum...Babamın günlerce,haftalarca çalışarak kazandığı parayı.
    Üretiyorum...Ürettitiğim tek birşey var.O da her geçen gün büyüyen kocaman olan göbeğim ve götüm...
        BEN bu 1Mayıs'ı nasıl kutlarım...
    
     Başta babamın ve annemin olmak üzere tüm emekçilerin bayramı mutlu olsun...Özür dilerim...

1 Mayıs 2012 Salı

Düşüvermek

ben az konuşan çok yorulan biriyim
şarabı helvayla içmeyi severim
hiç namaz kılmadım şimdiye kadar
annemi ve allahı da çok severim
annem de allahı çok sever
biz bütün aile zaten biraz
allahı da kedileri de çok severiz

hayat trajik bir homoseksüeldir
bence bütün homoseksüeller adonistir biraz
çünki bütün sarhoşluklar biraz
freüdün alkolsüz sayıklamalarıdır


siz inanmayın bir gün değişir elbet
güneşe ve penise tapan rüzgârın yönü
çünki ben okumuştum muydu neydi
biryerlerde tanrılara kadın satıldığını


ah canım aristophones
barışı ve eşek arılarını hiç unutmuyorum
ölümü de bir giz gibi tutuyorum içimde
ölümü tanrıya saklıyorum


ve bir gün hiç anlamıyacaksınız
güneşe ve erkekliğe büyüyen vücudum
düşüvericek ellerinizden ellerinizden ve
bir gün elbette
zeki müreni seviceksiniz


(zeki müreni seviniz)


(Merhaba Canım – Arkadaş Z. Özger)