29 Eylül 2013 Pazar

Dua

''Tanrım seninle biraz konuşmak istiyorum.

Yalnız Türkçe konuşabilir miyiz? Üzgünüm, ben Arapça bilmiyorum da. Kürşat dayım senin yalnızca Arapça bildiğini düşünüyor. Ama sen bizim Tanrımızsın ve bütün dilleri bilirsin. Tanrım, ben babamı yanına alışın konusunda konuşmak istiyorum. Kızmazsın umarım. Çünkü senin bu çeşit konuşmalardan hoşlanmadığını söylüyorlar. Ama bu işte biraz aceleci davranmadın mı? Babam biraz daha bizimle kalabilirdi bence. Ama onu yanına aldığına göre, bir bildiğin vardır mutlaka. Tanrı’nın neyi niçin yaptığına aklımız ermezmiş bizim, öyle diyorlar. Senin adına konuşan ne çok insan var Tanrım, hiç dikkatini çekti mi? Yani çekmiştir mutlaka da.. Tanrım ona iyi bak olur mu? Biliyorsun o ticaretten anlamaz. Kendisi mutlaka aksini iddia edecektir ama sen yine de onu ticari bi işte kullanma. İyi bir memurdur aslında. Masa başı bir iş verirsen mutlaka başarılı olacaktır. Özür dilerim Tanrım, işine karışıyor gibi oluyorum ama. Tanrım, o çok iyi bir insandı. Ve herhalde onu cennetine alacaksındır. Bu da benim onu bir daha göremeyeceğim anlamına geliyor. Çünkü ben deliyim ve cennete giremem herhalde. Çok uzattım biliyorum çok uzattım ama hemen bitiriyorum. Son olarak, kendimle ilgili bir şey sormak istiyorum. Belki kızacaksın ama sormak zorundayım.

Tanrım, ben şimdi ne yapacağım?''


"Sen Hiç Ateş Böceği Gördün Mü?" den



14 Mart 2013 Perşembe

Konuşkan

Önce Tanrı yarattı insanı,
Ardından insan da Tanrıyı.
Tanrı,Tanrı olabilmek için mi 
Yarattı insanı?
Tanrı var olmak için yaratmış 
Olmalı insanı.


   Son zamanlarda kafamı kurcalamakta Tarık Tufan'ın da dediği gibi  "...Tanrı bizimle de konuşur belki..."

4 Mart 2013 Pazartesi

SenaryoYazmaEğitimleri1


    Zamansız elektriklerin gidişiyle sinirlenmişti.Tam da metni oluşturmak için fikrinin geldiği anda.Bir küfür çıktı ağzından hızlıca ve kabaca.Bir an sonra bir mum,küçük bir aydınlık yaratabilecek birşeyler aramaya koyuldu.Sağa sola çarparak bakındı fakat sonuç olumsuzdu.Çaresiz olarak geri salona döndü ve kanepeye yayıldı.Sehpanın üzerindeki sigara paketine en az hareket gerektirecek şekilde uzandı.Biraz zorlansa da artık paket elindeydi.Sarma sigarasından bir dal çekti ve KAV marka kibritle tutuşturdu.Karanlıkta sigara içmenin tadını hissetti,yapacaklarını unutarak.Her nefes çekişinde tamamen soyutlanıyordu kanepeden ve anılarına dalıyordu.Annesi geldi ilk anılarına misafir.Ayrılmadan önceki gece canlandı gözlerinde.Evden ilk kez ayrılıyordu.Bunun acısını ikisi de yaşıyorlardı.Hafif sesle çalmakta olan radyoya yöneldi dikkatleri birden.Çalan müzik Onur Akın'ın "Gaybana Geceler" türküsü idi.Annesinden sesi açmasını rica etti.Türkü 
bitene kadar ikisi de birşey söyleyemediler,ikisi de gözleri dolmuş bir şekilde gökyüzünün uçsuz bucaksız karanlığına bakıyorlardı.

    Sigaranın külünün eline düşmesiyle uyandı bu anıdan.Son bir kez daha çekerek sigarasından küllükte söndürdü.Dışarı çıkmaya karar verdi,belki biraz temiz hava kendine getirmesi umuduyla.Dış kapının önündeyken sağa sola bakındı fakat karanlıktan ötürü birşey göremedi.Kararı ayakları vermişti.Daha fazla düşünmeyerek ayaklarına uydu ve yürümeyi sürdürdü.Kısa bir seyr-ü seferden sonra ışıldaklarla aydınlatılmış bir çay ocağının büyüsüne kapılarak daldı içeri.Selamını verdi ve bir çay isteyerek boş bir iskemleye çöktü.Çayını yudumlarken yazacağı metni düşündü.Bu kez demini,ölçüsünü tutturmak istiyordu.Genellikle belirli bir metin bütünlüğü oluşturamadığından şikayetçiydi yeni patronu.O buna inanmıyordu.Nev-i şahsına münazır bir yazardı o kendince.Bu kelimeyi seviyordu.Çok hoş bir tınısı bir özgünlüğü vardı.Tekrar söyledi:"Nev-i şahsına münazır".Gülümserken yakaladı çay ocağının sahibi "Birşey mi istediniz abi?"deyince silkindi ve "Yoo" diyebildi sadece.Ücreti ödeyip tekrar ayaklarnın hakimiyetine bıraktı bedenini.Ayakların hakimiyetinin bitmesi gerektiğine karar veren beyni,yorulduğunu ve artık yuvaya dönmesi gerektiğinin uyarılarını veriyordu.Seyr-ü seferi bugünlük bu kadardı,artık evin yoluna düşmüştü.

     Eve geldiğinde elektrikler gelmişti.Yaktı ışığı bir kahve koydu bardağına ve yazmak için düşünmeye başladı.Her denemesinde biraz daha kötü olduğunu düşünerek bir çöp kutusu doldurduğu kağıtları görünce hepten hevesi kaçtı.Bu kez küfrü kendine etti.Hayatındaki bölük pörçüklüğe,düzensizliğine.Kalktı masadan,bilgisayarına yöneldi.Çift tıklayarak mouseye o çok sevdiği türküyü yürüttü ve eşlik etti:

"...Geceler öyle bir gay bana 
  Geceler öyle bir kötü dinli gavur, 
  Gavur ki sorma..."        

26 Aralık 2012 Çarşamba

Dua

   Ne ummuştu bizden Tanrı?Ne bekliyordu da yaratmıştı bizi ?Düşünemeyen her hali kısıtlı melekler bile itiraz etmişlerdi 'bu kan dökücü,bozguncu varlıkları yaratma' diye.Şeytan ise tamamen zıtlaşmıştı insana.Haklıymış da.Ama 'benim sizin bilmediğiniz bir bildiğim var' demişti Tanrı.
   Tanrım insanlar acı çekiyor,acı çekiyoruz.Tanrım lütfen...

ÇetrefilDuygular

    Zamansız ölümlerim var,çelimsiz ve takatsiz,ceplerimde.Her hissimi her birinde kaybettim.Can çekişmelerimi izledim kapalı bir fanusun içinde.Ufuk çizgisi hep aynıydı fanusun merkezinden ve bir o kadar uzaktı ellerime.Doktor intihar derdi görse,ellerime.Polis ilgilenmezdi ufuk çizgisiyle ve can çekişmelerimle.Huzur o kadar uzaktı ki fanusun merkezine ve ellerime...

8 Haziran 2012 Cuma

BirÖlüyeAşıkOldum...

   Bir kitap,bir film ismi değil bu..Hayır olamaz da zaten benim için.Bir rüya bu,bir rüyaya ağıt da diyebilirim kendim için.Kollarımdan uçup giden bir "can".Evet bir rüyaya aşık oldum.Uyanmak istemediğim bir rüyadan uyandım.Uyandım ve rüyanın sonunu bile yazdım kendimce.Fakat yok bende kalmaya devam edecek ve arayacağım...

7 Haziran 2012 Perşembe

OkeyileSatrançArasındakiFarklar

      Şans eseri uzun bir aradan sonra karşılaştığım,yıllar öncesinde birkaç kitabını okuduğum bir yazar Bülent Akyürek.Çok farklı ve keskin bir yazar kendileri.Bazı fikirlerine katılıp "aaa gerçekten iyi düşünmüş.." derken bazı fikirlerine ise "ee yuh artık.."diyebiliyorsunuz.Fakat bu eskilerin ateisti yenilerin radikal islamcısı abiyi bir okuyalım bakalım.Herkesin alabileceği şeyler vardır.Bu yazısı da benim hoşuma giden bir yazı olmuş ve paylaşayım istedim.


 
 
Her iki oyunun da faydasız ilime girdiği için sevabının olmadığını söyleyerek başlamak istiyorum yazıma.
Okey, zihinsel engelli çocukları eğitirken kullanılan bir oyundu aslında. Yani, sayıları tanıtır, bir sayının arkasından ne gelebileceğini, renkleri öğretir. Ülkemizde niçin bu kadar sevildiğini anlayabilmiş değilim.
Her taşı küfürle çekip, kahır ve sitemle atmak, tahta ıstakadan marangozhane sesi çıkarmak adettendir.
Oyunu kaybeden tarafın “Ne yapayım taş gelmedi, şanssızdım” deme hakkı hep vardır. Yani, okeyde kimsenin zekâsından dolayı yenildiğini söyleyemezsiniz. Siz sadece şanslı olduğunuzu iddia edebilirsiniz. Bu yüzden “Nasıl koyduk değil mi?” sözlerinize kimse gücenmez.
Oysa satranç, bir zekâ ve akıl oyunudur. Birini yenince dalga geçemezsiniz. Çünkü dalga geçerseniz karşıdaki adamın zekâsına hakaret etmiş oluyorsunuz.
Peki, hangisi daha günahtır?
Bence satranç!
Nedenlerini şöyle sıralayabiliriz: Yine boş vakit geçirecek, aklınıza güvenecek, şansa kadere inanmayacak ve sürekli strateji yapacak, rakibinize tuzaklar kurup pusuda bekleyeceksiniz. Tuzak ve pusu bize yakışmaz. Okeye başlarken bencil değilsinizdir, aklınıza güvenmezsiniz, taş gelirse yenersiniz, kadere inandığınız, kendi aklınıza güvenip bencil davranmadığınız baştan bellidir değil mi?
Satranç oynarken kralcısınızdır! Tüm vaktinizi şahı korumaya ayırır, şah için piyonları gözden çıkarırsınız, hep gücün yanında durursunuz.
Zarla oynanan bir satranç icat etseydik, o zaman ben görürdüm şahın halini…
Bir taşla oynarken taa Fransız İhtilali’nden alıp kıyamete kadar olan zaman diliminde başınıza gelecek olanları düşünmek uzun emele girer. Satrançta kadere ve kazaya rol vermezsiniz!
“Amerika, bir adım atarken 150 yıllık hesap yapar, uzun vadeli düşünür abi” sözlerini hatırlayınız. Ne kadar iğrenç, içten pazarlıklı ve kibir kokuyor! Biz SÜLEYMAN DEMİREL kuşağıyız kardeşim, anı yaşa, günü kurtar, sabah ola hayr ola… Allah’a şükür stratejimiz yoktur. Kafayı ilk gömen kazanır felsefesinden geliyoruz…
Kazanırsak şanslıyızdır, kaybedersek taş gelmedi! Aklımızı niçin kullanalım, onu niye riske edelim ki? Ayrıca aklı hiç kullanmamak da bir akıl değilmi ki zaten? Akıl sağlığı aklı kullanmamaktan geçer. Şahı koruyacağız deyyu deli mi olalım?
Okey mi?
Okey.
Şahı koruyup vezir mi olacaksın sanki?
Öyleyse, sat gitsin şahın ebesini…
 
 
 
Bu da bağlantısı:
http://www.bulentakyurek.org/makaleleri/614-okey-ile-satranc-arasindaki-farklar