5 Mayıs 2016 Perşembe

Sigara

Cuma gecesi yatarken sigarayı bırakmak gibi bir karar aldım. An itibariyle beşinci günü de devirmiş bulunmaktayım. Bu beş gün içerisinde 2 defa fire verdim. Sayısal olarak firelere bakınca oldukça fazla geldiğini kabul etmeliyim. Fakat işin içine girince gerçekten de bu zararlı alışkanlığın bırakılmasının zor olduğunu da itiraf etmeliyim. 

İnat ediyorum şu an. Sigara ikram edildiğinde geri çeviriyorum. Gün içerisinde mümkün oldukça farklı şeylere odaklanmaya çalışıyorum. Fakat geceleri bu o kadar kolay olmuyor. Bu fireleri de gün içerisinde değil de geceleri vermem de zaten boşuna değil. 

Bu kararı almamdaki en büyük etken kötü kokunun artık can sıkmış hale gelmesiydi. Ekonomik olarak zaten çoktan beri sarsmış ve tütüne yönelmiştim. Tütünün de içim kalitesi ve kokusu ekstra kötü olduğu için "bırakmalıyım." düşüncesi daha keskinleşmişti. 

Sigara, bırakılması kolay olmayan belki de bazıları için mümkün bile olmayan lanet bir şey. İnşallah bu sıkıntıyı da atlatacağım ve ara ara burayı güncelleyeceğim. Yaşadığım zorlukları yazacağım ki bir defa daha aynı fireleri vermeyeyim. 

25 Mayıs 2014 Pazar

BiziBuHavalarMahvetti

              Ben her hava değişiminde seni düşünürüm. Bazen ansızın bir yağmur yağar ve hiç yürüyemediğimiz o yollarda yürüdüğümüzü düşünürüm. Kar yağarken mesela lapa lapa üzerime, hiç düşünmesem yine seni düşünürüm. Kırmızı bir montla kırmızı bir şapkanın içinde, kar tatili verilmiş çocukların sevincinde. Güneş doğası gereği yakarken yaz günleri, beni neden terketmediğinin yangını sarar her yerimi. İş yapıyorsam bırakıp oturur bir sigara yakar ve yine seni düşünürüm. 
             Ve "Bazen birdenbire aklıma geliyorsun öyle olsun istemiyorum kasıtlı düşünmek istiyorum seni" 

2 Nisan 2014 Çarşamba

          Çok değişkenli, çok bilinmeyenli denklemlerin, çok çaresiz misafiriyim af buyurun... Misafirim tıpkı sizin gibi, af buyurmasanız da belki tahammül edersiniz. Sahi "tahammülsüzlere tahammül etmedikçe barış çok uzak bize" demişti evvel vakitlerde bir televizyon programında konuk bilmem ne! İşte barışımız için tahammül edin bana yani benim fikirlerime! Olamıyorsam sizler gibi inanın bu benim suçum. Vallahi de billahi de. Sizi miligram yargılıyorsam şu metni bitirmek nasip olmasın! Hayır metnin gidişatı çok agresif değil aksine çok çaresiz... Çok çaresizim, çok çaresiz bir misafirim denklemlerinize... Affedin ne olur! Çok kalıba girmeye çalıştım, çok kalıbı zorladım ama uymadı, hangi gömleği giydiysem beni açmadı gömlekleriniz. Fazla fazla istedim, bazen bir müddet giydim de fakat dediğim gibi hep yamak gibi durdu. Çıkarmaya korktum dönem dönem: "dönek! korktu kaçtı!" denecek diye. Vallahi de korkmadım. Sadece gömlekleriniz bana uymadı. Başta da dedim ya affedin. Gömlekleriniz çok "ciks" fakat ben de bir o kadar yakışıksızım işte. Hem "çıplaklığın neresi kötü!" bunu gömleklerden biri söyledi katılıyorum ama o da kaşıntı yaptı biraz bende. Her ne kadar böyle olsa da bu sözü kulağıma küpe olacak...
     
         Öyle yaa işte böyle...    

8 Mart 2014 Cumartesi

Sevgilim

    Sevgimiz de bize yetecek kadar var sevgilim. İhtiyaç fazlasında veya belirli gün ve haftalarda sevmeye uğrarız kim bilir,belki... 

16 Şubat 2014 Pazar

BaudelarieVsBabannem

Baudelarie: Nerede değilsem, orada iyi olacakmışım gibi geliyor!

Babannem: İnsanoğluna iyilik yaramıyor! Sıcağa sıcak diyor, soğuğa soğuk!

19 Ocak 2014 Pazar

SenSöyleEyİstanbul

"...Yaşı kaç olursa olsun, 17 veya 27, katil kim olursa olsun, bir zamanlar bebek olduklarını biliyorum. Bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılamaz kardeşlerim..."







Ağabeyimsin Hrant...

14 Ocak 2014 Salı

KavramlarımınHayatı

Hayatımdaki kavramların hayatını anlatmak için bu yeni post:

-Çok küçük yaşlarda, ailemin radikal İslamcı olduğu, benim de hatırlamadığım zamanlarda "mücahit olacağım!" dermişim...

-Sonra ben büyüyüp okul çağlarına geldiğimde çoğu erkek çocuğu gibi "futbolcu" olmaya karar verdim. Sırasıyla Demirspor Kulübü alt yapısı, TEDAŞ Spor Kulübü alt yapısının antrenmanlarında, yedek bir oyuncuydum. Maçları hep tribünde, kadro dışında takip ettim. Ama TEDAŞ Spor Kulübü'yle il ikinciliği elde ettiğimizde kupa benim de ellerimin arasındaydı.

-Futbolcu olamayacağımı anladığımda geç olmamıştı. En yakınımdaki eğlence aracım bilgisayardı ve bunun mühendisi olabilirdim. Evet artık "bilgisayar mühendisi" olamak istiyordum.

-Bu dönemden liseye kadar ki zaman diliminde hangi kavramlar hayatıma girdi hatırlayamıyorum. O yüzden bu dönemler "kısır dönem" olarak tarihimde yer almıştır.

-"Vali" dizisini izlerken Recep Yazıcıoğlu'na ve Erdal Beşikçioğlu'nun oyunculuğuna hayran oldum. Tiyatrocu olamayacağımı düşündüğümden herhalde ilk aklıma "kaymakam mı olsam?" düşüncesi geldi. Araştırdım ilk kez. Sayısaldan eşit ağırlığa geçme ayırdındaydım fakat "dayı"m olmadığı için "benden vali neyim olmaz!" diyerek vazgeçme durumunda kaldım.

-Yine lisede bir çok gencimiz gibi "Vatan! Millet! Sakarya!" duygularım kabardı. Dayımın da ülkücü olması sebebiyle bir tadına bakma isteği doğdu. Fakat ay bile sürmeyen bu siyasi düşüncem çok çabuk yıkıldı. Bari o zaman biraz da "sol"u araştırayım diyerek "Dar Ağacında Üç Fidan"ı okumaya başladım.

-Anti-Kapitalist Müslümanlarla tanışarak yine radikaldim fakat biraz daha "sol"a yatkınlığım artmıştı. Doğru orantıyla gariptir ki marka merakımda...

-Ulan trilyon meslekten meslek bulamıyordum. En iyisi babamın da baskısıyla KPSS'ye gireyim dedim. Az daha "gardiyan" oluyordum. Başvuru yapmadım. Memnunum. Arada "ulan şimdi çalışıyor olsaydım daha rahat olurdum!" diye düşünsem de yine de memnunum.

-Bu arada "sol" düşünce hayatıma iyice yerleşmişti. Deniz Gezmiş, Che gibi önemli semboller hayatımı aydınlatıyordu. Anarşik hareketlerim önce aileme, sonra okuluma, sonra da Facebook hesabıma yansımıştı.

-Tüm bunlar olurken aynı zamanda girmem gereken bir sınav vardı ve o sınav gelip çatmıştı. Türkiye'de 168 bininci olarak önemli bir başarı elde etmiştim kendimce ama sınav sistemi daha başarılı olmamı istiyordu. Daha da özel sebeplerden dolayı tercihlerimi son gün sildim ve haberi olmadığını söyleyen babamla uzun bir dönem küs kaldık. Ama ben yemekte söylemiştim, şahitlerim var.

- "Hafta içi" diye bir kavramla tanıştım. Çok güzel bir dönemdi. Hafta içi dört gün dersane üç gün yatış. Bir arkadaşın vasıtasıyla dershane arkadaşım  Sercanla "radyoculuğa" başladık. Her çarşamba yapmayı planladığımız program hava muhalefeti nedeniyle iki haftada bire düştü. Zaten sadece eş- dost dinleyince bir bok da olmadı. Patronun oğlu olan arkadaşım resti çekmeden biz çektik. Ama biraz daha kalsaydık olacak gibiydi...

-YGS sınavında çıkan kopya skandalıyla Türkiye sarsılıyor, biz öğrenciler fenalık geçiriyorduk. Ülkenin her tarafında eylemler vardı ve Sivas'ta da olacaktı. İlk eylemim başarılı geçmişti. Sloganlar hükümet aleyhineydi ve objektiflere "sınav kamburunu taşımayacağız!" döviziyle yakalanmıştım.
NOT: Eylemde çok kısa süre önce ayrıldığım, deli divane gibi peşinden koştuğum eski sevgilimle yan yana slogan atarken buldum bir an kendimi. Dönüp de bir merhabayı esirgediğimiz için ona da bana da kızgınım. Ayrıca gururumu da sikeyim. Ve yine ayrıca keşke tam orada yaşasaydı halkların sevgililiği!

-Tercih dönemi gelip çatmıştı. Şimdi 50bin kişi daha geçerek daha başarılı olduğumu ispat etmiştim. Çok önemli bir ayrımdı benim için, bundan sonra dönüş olmayabilirdi. Babam maddi durumlardan ötürü "Sivas'ta oku." dedi. Ben söz dinlemedim.En son hem onun istediği hem benim istediğim olmuştu. Demiryolcu olan babamın ve benim isteğimle Karabük Raylı Sistemler Mühendisliği'ni kazanmıştım... Nihayet kapağı atmıştık. Hem de garanti bir meslek gözüyle bakılıyordu.

- İlk sene özel bir yurda kaydoldum. Daha özgür gibi hissediyordum kendimi (aslında öyle değildi.) Bununla birlikte Tanrı'yı sorgulamaya başlamıştım. Bazen de tiye almaya...

-Ortalama kasma umuduyla başladığım bölümümde, ilk dönemi iki kırıkla yaralı atlatmıştım.

-Tiyatro Kulübü'nün Senaryo Yazma Eğitimleri'ne katıldım ve edebiyata olan ilgim daha da arttı. Küçük şehrin dezavantajlarını daha az hissetmeye başlamıştım.

-Tiyatro Kulübü'ne katılmamla sahneye çıkmam bir olmuştu. Ufak bir rolle sahne tozunun tadını almıştım ve hayatımın en muazzam keyiflerinden biriydi.

-Gezi Parkı Devrimi gerçekleşti.Ben artık hem Tanrı sorgulayan hem solcu hem de anarşisttim. "Devrim çok eğlenceliydi" fakat beş canımız eksilerek bitmişti. Önemli bir dönüm noktasıydı, ülkemiz için...

-Ulan her şeyi sorguluyorum "solculuk"u niye sorgulamıyorum diyerek solculuğu bıraktım. Bu kadar kısa sürmedi fakat kısaca böyleydi. Hepsi aynı bok diyerek "nihilistlik"in arefesindeydim.

-Dersler bok gibi giderken tiyatro mu mühendislik mi ayrıdına düştüm. Ya tamam ya devamdı benim için. En son mühendis olmamın hem benim için hem ailem için daha iyi olacağına kanaat ederek yönümü mühendisliğe çevirdim. Bu karar bugünün kararıdır. Tiyatroyu askıya aldım belki okuldan sonra devam ederim diyerek...

İşte hikayem böyle... Bir "Life of Pi" değil ama ekmek çıkabilir bundan da...

NOT: Arada atladığım simitçilik, LCW'de stajyer satış danışmanlığı, broşür dağıtıcılığı gibi kısa süreli işleri yazmaya gerek görmedim. Günü kurtarmalık güzel işlerdi...