Tüketiyorum...Günlerce aç bırakılmış domuzlar gibi saldırıyorum herbir şeye.
Tüketiyorum...Ömrümün kalan kısmını hızlıca ve içtiğim sigarayla süreci daha da hızlandırarak.
Tüketiyorum...Genç,dinamik,atik bedenimi.
Tüketiyorum...Bilgisayar başında elektriği ve suyu.
Tüketiyorum...Kitapları,filmleri ve başka hayatları.
Tüketiyorum...Babamın günlerce,haftalarca çalışarak kazandığı parayı.
Üretiyorum...Ürettitiğim tek birşey var.O da her geçen gün büyüyen kocaman olan göbeğim ve götüm...
BEN bu 1Mayıs'ı nasıl kutlarım...
Başta babamın ve annemin olmak üzere tüm emekçilerin bayramı mutlu olsun...Özür dilerim...
Mühendis olarak yetişirken atlamamam ve unutmamam gereken paylaşımların depolanmasını sağlayan bir "not defteri".
3 Mayıs 2012 Perşembe
1 Mayıs 2012 Salı
Düşüvermek
ben az konuşan çok yorulan biriyim
şarabı helvayla içmeyi severim
hiç namaz kılmadım şimdiye kadar
annemi ve allahı da çok severim
annem de allahı çok sever
biz bütün aile zaten biraz
allahı da kedileri de çok severiz
hayat trajik bir homoseksüeldir
bence bütün homoseksüeller adonistir biraz
çünki bütün sarhoşluklar biraz
freüdün alkolsüz sayıklamalarıdır
siz inanmayın bir gün değişir elbet
güneşe ve penise tapan rüzgârın yönü
çünki ben okumuştum muydu neydi
biryerlerde tanrılara kadın satıldığını
ah canım aristophones
barışı ve eşek arılarını hiç unutmuyorum
ölümü de bir giz gibi tutuyorum içimde
ölümü tanrıya saklıyorum
ve bir gün hiç anlamıyacaksınız
güneşe ve erkekliğe büyüyen vücudum
düşüvericek ellerinizden ellerinizden ve
bir gün elbette
zeki müreni seviceksiniz
(zeki müreni seviniz)
(Merhaba Canım – Arkadaş Z. Özger)
27 Nisan 2012 Cuma
JakopVonGunten(RobertWalser)
Robert Walser'in Jakop Von Gunten adlı kitabından beğendiğim bir bölümü buraya yazmaya uygun buldum..Okunası ve okunması gereken kitaplardan biri olduğunu söylerim ayrıca kolaylıkla okunup saatlerce düşünülesi kitaplardandır bu eser...
Orjinal adı:Jakop von Gunten
Yazan:Robert Walser
Almanca aslından çeviren:Gül Gürtunca
Türkçe yayın hakları:Doğan Kitapçılık A.Ş.
"Sık sık tek başıma sokaklarda dolaşmaya çıkıyorum ve çok vahşi olduğu izlenimi uyandıran bir hayatın içinde yaşadığımızı düşünüyorum.Nasıl bir itiş kakış,nasıl bir gürültü.Bağrış çağrışlar,sesler, tangırtılar,gümbürtüler.Ve herşey o kadar iç içe geçmiş halde ki.İnsanlar,çocuklar,genç kızlar,adamlar ve asil kadınlar arabaların tekerlekleri dibinde yürüyorlar.Kalabalığın içinde yaşlı adamlar,sakatlar ve başı örtülü insanlar da var.Sürekli yenilenen bir insan ve araç silsilesi.Tramvayın vagonları insan figürleriyle doldurulmuş kutulara benziyor.Otobüsler kocaman hantal bir böcek gibi hareket ediyor.Sonra bir de gözetleme kuleleri gibi görünen arabalar var.İnsanlar yüksek sürücü koltuğuna oturup yürüyen,zıplayan ne varsa altlarına alıp yollarına devam ediyorlar.Kalabalığın arasından yenileri çıkıyor,yaklaşıyor,geçiyor ve bu böyle hiç aralıksız devam ediyor.Atlar yürüyor.Hızlı geçen resmi arabaların açık camlarından kuştüyleriyle süslenmiş güzel şapkalar görünüyor.Buraya Avrupa'nın dört yanından insan örnekleri gönderiliyor.Asilleri,düşkün ve acizlerin yanında görmek mümkün.Nereye gittiğini bilmediğiniz insanlar görüyorsunuz ve nereyen geldiğini bilmedikleriniz alıyor onların yerini.İnsan nereden gelip nereye gittiklerini tahmin etmeye çalışıyor.Az da olsa çözebildiği zaman seviyor.Ve güneş hala herkesi aydınlatıyor.Birinin burnuna,diğerinin ayak ucuna vuruyor.Ayak uçları parıltılı ve algıları yanıltan bir şekilde eteğin altından çıkıyor.Köpekçikler saygın hanımefendilerin kucağında arabalarda geziyorlar.Göğüsler çıkıyor insanın karşısına,elbiselere,kıyafetlere sıkışmış,dişil göğüsler.Bir sürü aptal sigara,o aptal adamların ağızlarında.Ve insanın aklına,akla hayale gelmeyen sokaklar,görünmez,yeni ve yeni olduğu kadar da insan kaynayan bölgeler geliyor.Akşamları saat altı ile sekiz arası caddelerin an kalabalık zamanıdır.Bu saatlerde toplumun en üst tabakası yürüyüşe çıkar.Peki,bu kalabalık arasında;bu renkli,bitmek bilmeyen insan seli arasında nedir insan?Bazen tüm bu renkli yüzler kızılla yumuşar;batan akşam güneşinin rengine boyanır.Peki ya hava kapalıysa ve yağmur varsa.O zaman benim de dahil olduğum bu insan kalabalığı hayal ürünü figürler gibi o tülün ardında kayboluruz;bir şey arar ve öyle görünüyor ki,asla güzel ve doğru birşey bulamaz halde.Herşey zenginlik ve düşsel lüks ürünler peşinde.Çok hızlı yürüyorlar.Hayır,herkes otokontrol sahibi,ancak telaş,hırs,baskı ve huzursuzluk parlayan o arzulu gözlerden dışarı taşıyor.Sonra her şey yine sıcak öğle güneşine teslim oluyor.Her şey uyuyormuş gibi görünüyor;arabalar,atlar,tekerlekler,sesler...Ve insanlar öyle anlamsız bakıyorlar ki.Yıkılacakmış izlenimi uyandıran yüksek evler rüyaya dalmış gibi görünüyorlar.Genç kızlar ellerinde paketlerle o evlere doğru ilerliyorlar.İnsanın küfredesi geliyor..."
Orjinal adı:Jakop von Gunten
Yazan:Robert Walser
Almanca aslından çeviren:Gül Gürtunca
Türkçe yayın hakları:Doğan Kitapçılık A.Ş.
"Sık sık tek başıma sokaklarda dolaşmaya çıkıyorum ve çok vahşi olduğu izlenimi uyandıran bir hayatın içinde yaşadığımızı düşünüyorum.Nasıl bir itiş kakış,nasıl bir gürültü.Bağrış çağrışlar,sesler, tangırtılar,gümbürtüler.Ve herşey o kadar iç içe geçmiş halde ki.İnsanlar,çocuklar,genç kızlar,adamlar ve asil kadınlar arabaların tekerlekleri dibinde yürüyorlar.Kalabalığın içinde yaşlı adamlar,sakatlar ve başı örtülü insanlar da var.Sürekli yenilenen bir insan ve araç silsilesi.Tramvayın vagonları insan figürleriyle doldurulmuş kutulara benziyor.Otobüsler kocaman hantal bir böcek gibi hareket ediyor.Sonra bir de gözetleme kuleleri gibi görünen arabalar var.İnsanlar yüksek sürücü koltuğuna oturup yürüyen,zıplayan ne varsa altlarına alıp yollarına devam ediyorlar.Kalabalığın arasından yenileri çıkıyor,yaklaşıyor,geçiyor ve bu böyle hiç aralıksız devam ediyor.Atlar yürüyor.Hızlı geçen resmi arabaların açık camlarından kuştüyleriyle süslenmiş güzel şapkalar görünüyor.Buraya Avrupa'nın dört yanından insan örnekleri gönderiliyor.Asilleri,düşkün ve acizlerin yanında görmek mümkün.Nereye gittiğini bilmediğiniz insanlar görüyorsunuz ve nereyen geldiğini bilmedikleriniz alıyor onların yerini.İnsan nereden gelip nereye gittiklerini tahmin etmeye çalışıyor.Az da olsa çözebildiği zaman seviyor.Ve güneş hala herkesi aydınlatıyor.Birinin burnuna,diğerinin ayak ucuna vuruyor.Ayak uçları parıltılı ve algıları yanıltan bir şekilde eteğin altından çıkıyor.Köpekçikler saygın hanımefendilerin kucağında arabalarda geziyorlar.Göğüsler çıkıyor insanın karşısına,elbiselere,kıyafetlere sıkışmış,dişil göğüsler.Bir sürü aptal sigara,o aptal adamların ağızlarında.Ve insanın aklına,akla hayale gelmeyen sokaklar,görünmez,yeni ve yeni olduğu kadar da insan kaynayan bölgeler geliyor.Akşamları saat altı ile sekiz arası caddelerin an kalabalık zamanıdır.Bu saatlerde toplumun en üst tabakası yürüyüşe çıkar.Peki,bu kalabalık arasında;bu renkli,bitmek bilmeyen insan seli arasında nedir insan?Bazen tüm bu renkli yüzler kızılla yumuşar;batan akşam güneşinin rengine boyanır.Peki ya hava kapalıysa ve yağmur varsa.O zaman benim de dahil olduğum bu insan kalabalığı hayal ürünü figürler gibi o tülün ardında kayboluruz;bir şey arar ve öyle görünüyor ki,asla güzel ve doğru birşey bulamaz halde.Herşey zenginlik ve düşsel lüks ürünler peşinde.Çok hızlı yürüyorlar.Hayır,herkes otokontrol sahibi,ancak telaş,hırs,baskı ve huzursuzluk parlayan o arzulu gözlerden dışarı taşıyor.Sonra her şey yine sıcak öğle güneşine teslim oluyor.Her şey uyuyormuş gibi görünüyor;arabalar,atlar,tekerlekler,sesler...Ve insanlar öyle anlamsız bakıyorlar ki.Yıkılacakmış izlenimi uyandıran yüksek evler rüyaya dalmış gibi görünüyorlar.Genç kızlar ellerinde paketlerle o evlere doğru ilerliyorlar.İnsanın küfredesi geliyor..."
10 Nisan 2012 Salı
MeralOkay...(20 Eylül 1959)
Son paylaşımıma baktığımda Havva Ana'nın ve Yusuf'un karşılıklı diyalogunu gördüm.Yeditepe İstanbul'da tanıdığım müthiş bir kadın,bir ana idi Havva Ana yahut Meral Okay.Dün kendisini kaybettik.Can Dündar'ın dediği gibi bize erken kocası için geç bir durumdu bu.Akciğer kanserinden kaybettik kendisini.Bundan sonrasında ise Yeditepe İstanbul dizisinin Facebook sayfasından aldığım bir alıntıyla bitiriyorum...
Yağmurluydu şehir.Tüm caddeler sırılsıklamdı.Haftanın ilk günüydü ve ilk haber tüm acılığı ile düğüm oldu boğazımızda.Mahalle sana ağlıyor Havva ana.Ömer kayığın eşiğine çökmüş.Üstelik kızında dönmüş.Ali yine kayboluyor yokluğunun acısında sessizliğe gömülüyor.Olcay'ın aklına,taşınacakken 'ben sensiz ne yaparım' demiştin.Şimdi Olcay sensizliğin acsında.Sabri usta cigara elinde çöktü sokağın kenarına "komşum" diyerek içleniyor.Tüm mahalle avluda Havva ana.Buzdolabına sakladığın şişeler öksüz.Balat sana ağlıyor.Ateşler yakın doruklarına İstanbul'un Yeditepe'sine.Havva ana gözlerini kapadı bu şehire.
Hoş kal güzel insan,anam...Seni sevdim tüm ailem gibi...
Yağmurluydu şehir.Tüm caddeler sırılsıklamdı.Haftanın ilk günüydü ve ilk haber tüm acılığı ile düğüm oldu boğazımızda.Mahalle sana ağlıyor Havva ana.Ömer kayığın eşiğine çökmüş.Üstelik kızında dönmüş.Ali yine kayboluyor yokluğunun acısında sessizliğe gömülüyor.Olcay'ın aklına,taşınacakken 'ben sensiz ne yaparım' demiştin.Şimdi Olcay sensizliğin acsında.Sabri usta cigara elinde çöktü sokağın kenarına "komşum" diyerek içleniyor.Tüm mahalle avluda Havva ana.Buzdolabına sakladığın şişeler öksüz.Balat sana ağlıyor.Ateşler yakın doruklarına İstanbul'un Yeditepe'sine.Havva ana gözlerini kapadı bu şehire.
Hoş kal güzel insan,anam...Seni sevdim tüm ailem gibi...
3 Nisan 2012 Salı
Yeditepeİstanbul
Havva Ana:Serseri bi gezegenden ne farkın var senin?Bu gençliğinle kuvvetinle ne yapacaksın,çok merak ediyorum?
Yusuf:Ne mi yapacam?Bir gün bütün gücümle aşık olacam.İşte o kadar...
Yusuf:Ne mi yapacam?Bir gün bütün gücümle aşık olacam.İşte o kadar...
30 Mart 2012 Cuma
İtiraf5
Sıkıcı herşey...Monoton bir hayatın ürünü bu ömür.Eğer farklı bir yaşam tarzın varsa ölümün de intihar olmalı.İntihar etmekten korktuğum için monoton bu yaşam.
6 Mart 2012 Salı
İtiraf4
Yeni öğretim yılının başıydı ve yurtta yeni bir şehre alışamamanın sıkıntısını bir çoğumuz yaşıyorduk.Özellikle büyük şehirlerden gelenler daha sıkıntılıydı ve o günlerde muhabbetler genellikle bu sıkıntıların etrafında geçiyordu [Karı kız muhabbeti,araba ve futbol muhabbeti dışında (!)].Bir arkadaş "Van'da bile okumaya razıyım.Bu ne be abi!" diyordu.Diğerleri de bunu destekliyordu.Şimdi hatılayamıyorum galiba ben de mi desteklemiştim.Gel zaman git zaman tarihler 23 Ekim 2011'i gösteriyordu.Van büyük bir acıyla sarsılmış,yerle bir olmuştu.Acımız,acıları büyüktü elbette.Kolay değildi de elbette.Yüzlerce insanımız hayatını kaybetmiş,binlercesi yaralanmıştı.Ayrıca ortaya atılan söylemler daha da çok yaralamıştı bizleri (Bknz:Müge Anlı).Tabi o zamanlar Van'da bile okurum söylemi aklıma gelmemişti.Çok sonraları aklıma geldi.O gün orada biz de bulunabilirdik,enkazın altından bizleri de çıkarmaya çalışabilirlerdi.Cansız bedenimizi aramak için günlerce uğraşabilirlerdi ailelerimiz ve biz hala hiçbir şey beğenmiyorduk."Yok burada ortam yok,yok şöyle yok böyle..." demeye devam ediyorduk.
Hayatın o kadar ince bir pamuk ipliğine bağlı olduğunu da anlamıştım.Geç olmamıştı bu kez,güç olmuştu.Hayatın keskin virajlardan oluşan bir yol olduğunu öğretmişti kendisi yine.Belki bize acımıştı bu kez ama arkasında binlerce insanın acısını bırakarak...
Hayatın o kadar ince bir pamuk ipliğine bağlı olduğunu da anlamıştım.Geç olmamıştı bu kez,güç olmuştu.Hayatın keskin virajlardan oluşan bir yol olduğunu öğretmişti kendisi yine.Belki bize acımıştı bu kez ama arkasında binlerce insanın acısını bırakarak...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



